İki farklı tanım: yetenek modeli ve karma model
Terimi bilimsel bir kavram olarak ilk sistemli biçimde tanımlayanlar, 1990'da yayımladıkları makaleyle psikologlar Peter Salovey ve John Mayer oldu. Onlara göre duygusal zekâ, tıpkı sözel ya da mekânsal akıl yürütme gibi bir yetenektir: Duygularla ilgili bilgiyi doğru işleyebilme kapasitesi. Bu yaklaşıma yetenek modeli denir ve doğru ya da yanlış cevabı olan sorularla ölçülmesi gerektiğini savunur.
Kavramı geniş kitlelere taşıyan ise gazeteci ve psikolog Daniel Goleman'ın 1995'te çıkan "Duygusal Zekâ" kitabı oldu. Goleman'ın tanımı çok daha geniştir: Öz farkındalığın yanında motivasyon, iyimserlik, sebat, empati ve liderlik gibi özellikleri de kapsar. Yetenekleri ve kişilik özelliklerini bir arada topladığı için bu yaklaşıma karma model denir.
Aradaki fark önemsiz bir akademik ayrım değil. Yetenek modelinde duygusal zekâ "ne yapabildiğin", karma modelde ise büyük ölçüde "genellikle nasıl davrandığın" ile ilgilidir. İki yaklaşımla ölçülen puanlar birbiriyle yalnızca zayıf düzeyde ilişkilidir; yani ikisi aynı şeyi ölçmez.
Duygusal zekânın bileşenleri
Mayer ve Salovey'in 1997'de güncelledikleri model, basitten karmaşığa doğru sıralanan dört dal tanımlar:
- Duyguları algılamak: Yüz ifadelerinden, ses tonundan, hatta bir fotoğraftan ya da müzikten duyguyu doğru okumak. Kendi bedensel sinyallerini fark etmek de buraya girer.
- Duyguları düşünceyi kolaylaştırmak için kullanmak: Bazı ruh hallerinin bazı işlere daha uygun olduğunu bilmek. Örneğin hafif bir kaygının hata avlamaya, rahat bir ruh halinin fikir üretmeye daha elverişli olabileceğini sezmek.
- Duyguları anlamak: Duyguların nasıl karıştığını ve zamanla nasıl dönüştüğünü kavramak. Hayal kırıklığının öfkeye, öfkenin suçluluğa dönüşebileceğini ya da kıskançlığın içinde korku bulunabileceğini görebilmek.
- Duyguları yönetmek: Kendi ve başkalarının duygularına açık kalıp, duruma uygun biçimde düzenleyebilmek. Bastırmak değil, hedeflerine hizmet edecek şekilde yönlendirmek.
Goleman'ın beş alanı ve popüler kullanım
Goleman'ın iş dünyasında yaygınlaşan çerçevesi genellikle beş alanla anlatılır: öz farkındalık, öz düzenleme, motivasyon, empati ve sosyal beceriler. İlk bakışta Mayer ve Salovey'in dallarına benziyor; fark, motivasyon ve sosyal beceri gibi başlıkların altına kişilik ve karakter özelliklerinin de girmesinde.
Kitabın alt başlığı, duygusal zekânın IQ'dan daha önemli olabileceğini öne sürüyordu. Goleman 1998'de yayımladığı bir makalede bir adım daha ileri gidip, üstün iş performansında duygusal zekânın teknik beceri ve IQ'dan iki kat önemli çıktığını yazdı; bu fikir "EQ, IQ'dan iki kat önemli" gibi sloganlara dönüştü. Bu tür kesin oranların sağlam araştırmalarla desteklendiğini söylemek zor. İş performansı üzerine yapılan meta-analizler duygusal zekânın bir miktar ek katkısı olduğunu gösteriyor, ancak bu katkı genel zekâ ve kişilik hesaba katıldığında belirgin biçimde küçülüyor. IQ'nun neyi öngördüğünü merak ediyorsan IQ puanı rehberimize bakabilirsin.
Duygusal zekâ nasıl ölçülür?
Yetenek modelinin en bilinen ölçeği MSCEIT'tir (Mayer-Salovey-Caruso Duygusal Zekâ Testi). Test her dal için ayrı görevler içerir: Yüz fotoğraflarında hangi duyguların ne ölçüde bulunduğunu değerlendirmek, bir duygunun hangi durumlarda yoğunlaşacağını tahmin etmek, zor bir sosyal durumda hangi tepkinin daha işe yarayacağını seçmek gibi.
Buradaki temel sorun şu: Bir matematik sorusunun tek doğru cevabı vardır, ama "arkadaşın seni kırdığında en iyi tepki hangisi?" sorusunun doğrusunu kim belirler? MSCEIT bunu iki yolla çözmeye çalışır. Uzlaşı puanlamasında cevabın, büyük bir örneklemin verdiği cevaplarla ne kadar örtüştüğüne bakılır; uzman puanlamasında ise duygu araştırmacılarından oluşan bir grubun cevapları esas alınır. Eleştirmenler, bunun "doğruyu" değil "yaygın olanı" ödüllendirdiğini ve kültüre bağlı olabileceğini söyler.
İkinci yol öz bildirim ölçekleridir: "Başkalarının ne hissettiğini genellikle anlarım" gibi ifadelere ne kadar katıldığını işaretlersin. Reuven Bar-On'un EQ-i ölçeği ve K. V. Petrides'in geliştirdiği TEIQue bu türe örnektir. Petrides bu ölçeklerin ölçtüğü şeye özellik duygusal zekâsı der ve onu bir yetenekten çok kişiliğin parçası olarak görür. Öz bildirimin zayıf noktası belli: Duygularını gerçekten ne kadar iyi okuduğunu değil, ne kadar iyi okuduğunu düşündüğünü ölçer. Kendini empatik sanan ama çevresindekilerin öyle görmediği birini hepimiz tanırız.
IQ ve kişilikle ilişkisi
Yetenek temelli duygusal zekâ, genel zekâyla orta düzeyde ilişkilidir; özellikle "duyguları anlama" dalı, sözel beceriyle belirgin bir örtüşme gösterir. Bu şaşırtıcı değil: Duygu kelimelerini ve bunların nasıl bağlandığını bilmek kısmen kelime bilgisi işidir. Yine de örtüşme tam değildir; bu, yetenek modelinin genel zekâdan ayrı bir şey ölçtüğüne dair bir işaret olarak yorumlanır.
Öz bildirimle ölçülen duygusal zekâ ise IQ ile zayıf, kişilikle güçlü bir ilişki gösterir. Büyük Beşli modelindeki düşük nevrotiklik, dışadönüklük, uyumluluk ve sorumluluk puanları bu ölçeklerdeki varyansın büyük kısmını açıklar. Bu yüzden bazı araştırmacılar, karma modellerin yeni bir kavramdan çok iyi bilinen kişilik özelliklerini yeni bir adla paketlediğini savunur. Kendi kişilik profilini görmek istersen kişilik testini çözebilirsin.
Bilimsel tartışmanın özeti kabaca şöyle: Duyguları algılama ve anlama gibi becerilerde insanlar arasında gerçek ve ölçülebilir farklar olduğu genel kabul görüyor. Tartışmalı olan, bunların tek bir "zekâ" adı altında toplanmayı hak edip etmediği ve popüler iddiaların ne kadar abartıldığı.
Duyguları tanıma ve adlandırma becerisini çalıştırmak
Duygusal becerilerin ne kadar geliştirilebildiği hâlâ araştırılıyor. 58 çalışmayı bir araya getiren bir meta-analiz, eğitim programlarının duygusal zekâ puanlarında orta düzeyde bir artış sağladığını bildiriyor; ancak etki, yayımlanmış çalışmalarda yayımlanmamış tezlere göre daha büyük çıkıyor. Aşağıdaki pratikler, araştırmalarda desteği olan fikirlere dayanıyor:
- Duyguya isim koy: UCLA'dan Matthew Lieberman ve ekibinin beyin görüntüleme çalışmalarında, duygusal bir yüze bakarken duyguyu kelimeyle adlandırmak, amigdaladaki tepkinin daha düşük olmasıyla ilişkili bulundu. Bu etkiye duygu etiketleme denir. "Kötüyüm" demek yerine "ne hissediyorum?" diye durup bir kelime seçmek basit ama etkili bir başlangıç.
- Kelime dağarcığını incelt: Lisa Feldman Barrett'ın duygusal ayrıştırma (emotional granularity) üzerine çalışmaları, duygularını ince ayrımlarla tarif edebilen kişilerin yoğun sıkıntı anlarında aşırı alkol ya da saldırganlık gibi zararlı başa çıkma yollarına daha az başvurduğunu gösteriyor. "Sinirli" yerine kırgın mı, aşağılanmış mı, sabırsız mı olduğunu ayırt etmeye çalış.
- Günde iki kez kısa kayıt tut: Belirli saatlerde ne hissettiğini, yoğunluğunu 1-10 arası ve neyin tetiklediğini bir cümleyle yaz. Birkaç hafta sonra örüntüler görünür hale gelir: Belki pazartesi sabahları gerginliğin aslında uykusuzluktan geliyordur.
- Bastırmak yerine yeniden değerlendir: James Gross'un duygu düzenleme araştırmaları, durumu farklı bir açıdan yorumlamanın ("patronum bana değil, teslim tarihine kızgın") duygunun yaşantısını azaltabildiğini, yalnızca ifadeyi bastırmanın ise hissi pek değiştirmediğini gösteriyor.
- Tahminini kontrol et: Birinin ne hissettiğini tahmin ettiğinde, uygun bir anda sor: "Biraz yorgun görünüyorsun, öyle mi?" Geri bildirim almadan empati çalışmak, cevap anahtarı olmadan soru çözmeye benzer.