Kuram bir beyin kliniğinde ve bir sanat atölyesinde doğdu
Howard Gardner, kuramı ortaya attığında test geliştiren bir psikometrisyen değildi. Harvard'daki Project Zero adlı araştırma biriminde çocukların sanatsal ve sembolik gelişimini inceliyor, aynı dönemde Boston'da beyin hasarı geçirmiş yetişkinlerle çalışıyordu. İki uçtan gelen gözlemler onu rahatsız etti: Dil alanları hasar gören bazı hastalar konuşmakta zorlanırken müzikal becerilerini büyük ölçüde koruyabiliyor, sağ yarıküresi hasar gören bazı hastalar ise akıcı konuştuğu halde bir anlatının bütününü kavramakta zorlanıyordu.
Gardner'ın 1983'te yayımlanan Frames of Mind kitabındaki temel iddia şuydu: Zihin, her işe aynı gücü veren genel amaçlı tek bir işlemci değil, görece bağımsız çalışan birkaç sistemden oluşuyor. Zekâyı da alışıldık biçimde "soyut akıl yürütme" diye değil, "bir kültürde değer gören sorunları çözme ya da ürün ortaya koyma kapasitesi" diye tanımladı. Bu tanım kültürel bir kapı açar: Yıldızlara ve dalga desenlerine bakarak okyanusta yol bulan bir denizcinin kapasitesi, o kültürde kalem kâğıt testinden çok daha anlamlı bir zekâ göstergesidir.
Dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Gardner, IQ testlerinin okul başarısını kestirdiğini reddetmedi. İtirazı tahmin gücüne değil, kapsamaydı; tek bir puanın insan yeteneğinin tamamını temsil etmesine karşı çıktı. Puanın gerçekte neyi ölçtüğünü ve neyi ölçmediğini IQ puanı ne anlama gelir yazısında ayrıntılı anlattık.
Sekiz zekâ ve bir sekiz buçukluk aday
Kitabın ilk baskısında yedi zekâ vardı. Doğacı zekâ 1990'larda eklendi, böylece liste sekize çıktı. Gardner ayrıca varoluşsal zekâyı yani büyük sorular sorma kapasitesini yıllarca "aday" statüsünde tuttu ve bu yüzden zekâ sayısını sekiz değil "sekiz buçuk" diye andı; ruhsal zekâ önerisini ise ölçütlerine uymadığı için kabul etmedi.
- Dilsel: Kelimelerin anlamına, ritmine ve sırasına duyarlılık. Avukat, editör, şair, çevirmen.
- Mantıksal-matematiksel: Örüntü kurma, soyut ilişkileri izleme, hipotez sınama. Dilsel zekâyla birlikte klasik IQ testlerinin en çok yakaladığı alan.
- Uzamsal: Nesneyi zihinde döndürme, mekânı kafada kurma. Mimar, cerrah, satranç oyuncusu, haritasız yön bulan şoför.
- Müziksel: Perde, tını ve ritim ayrımı; bir eseri duyduktan sonra aklında tutabilme.
- Bedensel-kinestetik: Bedeni ve elleri amaç doğrultusunda ince biçimde kullanma. Dansçı, sporcu, usta zanaatkâr.
- Kişilerarası: Başkasının niyetini, ruh halini ve motivasyonunu okuyup buna göre davranma.
- İçsel: Kendi duygularını ayırt etme, güçlü ve zayıf yanlarını gerçekçi değerlendirme.
- Doğacı: Canlıları ve doğal örüntüleri tanıma, sınıflandırma, ayırt etme.
Bir yetenek ne zaman zekâ sayılır
Gardner'ın listesi keyfi değildi; bir kapasitenin zekâ sayılabilmesi için sekiz ölçüt belirledi ve adayları bu süzgeçten geçirdi. Ölçütlerin çoğu psikometriden değil; beyin araştırmalarından, gelişim psikolojisinden, olağanüstü vakalardan ve evrimsel analizden geliyordu. Eleştirilerin bir kısmı da tam buradan başlar: Ölçütler mantıklı görünse de hiçbiri sayısal bir eşik içermez, yani bir adayın ölçütü "geçip geçmediğine" sonuçta yazarın yargısı karar verir.
Yine de bu çerçeve, kuramın neden sadece "herkesin bir yeteneği vardır" temennisinden ibaret olmadığını gösterir. Aşağıda bunların altısı var; kalan ikisi deneysel psikolojiden ve psikometrik bulgulardan destek istiyordu, psikometrinin itirazı da tam bu noktaya dokunur.
- Beyin hasarıyla seçici biçimde yitirilebilmesi, yani anatomik olarak yalıtılabilir olması
- Olağanüstü örneklerin varlığı: dâhi çocuklar, savant vakaları
- Tanımlanabilir bir çekirdek işlem kümesi barındırması
- Kendine özgü bir gelişim çizgisi ve tanımlı bir uzmanlık noktasına ulaşması
- Evrimsel bir geçmişinin makul biçimde kurulabilmesi
- Bir sembol sistemine kodlanabilmesi: nota, harf, harita, koreografi
Okullarda neden bu kadar sevildi
Kuramın eğitimdeki yükselişi, akademik tartışmadan hızlı ilerledi. Nedeni büyük ölçüde ahlaki ve pedagojikti: Sınıfın arkasında oturan, matematikte zorlanan ama sahnede ya da atölyede parlayan öğrenciye "senin zekân farklı bir yerde" diyebilmek, hem öğretmen için hem veli için rahatlatıcıydı. Tek sayılı zekâ anlayışının yarattığı erken etiketlemeye karşı, kuram eşitlikçi bir dil sunuyordu.
Türkiye'de de 2000'li yıllarda yapılandırmacı programlarla birlikte çoklu zekâ popüler oldu ve çok sayıda lisansüstü teze konu oldu. Okullarda ve internette yaygınlaşan "çoklu zekâ envanteri" formları, çocuğun hangi zekâsının baskın olduğunu söyleyen renkli grafikler üretiyordu. Sorun şu ki Gardner bu tür anket tipi envanterleri hiçbir zaman onaylamadı; kuramının bir test hattına dönüştürülmesine açıkça mesafeli durdu, çünkü kâğıt üzerinde "müzikten hoşlanır mısın?" sorusuna verilen cevap bir kapasite ölçümü değil, bir tercih beyanıdır.
Pratikte kalan iyi tarafı da var: Aynı konuyu anlatırken hikâye, grafik, maket, tartışma ve hareket gibi farklı giriş kapıları kullanmak, öğrencinin tipini yakaladığı için değil, konu birden fazla temsil biçimiyle kodlandığı için öğrenmeyi destekleyebilir; örneğin sözlü anlatımı görselle desteklemenin yararı iyi belgelenmiştir.
Psikometrinin itirazı: pozitif manifold ve g
Zekâ araştırmasının en sağlam ve en can sıkıcı bulgusu şudur: Hangi zihinsel testi alırsan al, kelime dağarcığı, şekil tamamlama, sayı dizisi hatırlama, hepsi birbiriyle pozitif korelasyon gösterir. Birinde iyi olan ortalamada diğerlerinde de iyi çıkar. Bu örüntüye pozitif manifold denir ve yüz yılı aşkın süredir farklı örneklemlerde tekrar tekrar bulunmuştur. Buradan türeyen ortak faktöre genel zekâ ya da kısaca g adı verilir.
Gardner'ın bağımsız modüller iddiası bu bulguyla doğrudan çelişir. Zekâlar gerçekten ayrıysa, aralarındaki korelasyonun düşük olması beklenir. Kuramı doğrudan sınamaya çalışan görece az sayıdaki çalışmadan birinde, sekiz zekâ alanını temsil edecek testler bir araya getirilip aynı katılımcılara uygulandı; sonuçta testlerin çoğu beklenen ortak faktörde buluştu. Genel zihinsel yetenek ölçümüyle anlamlı ilişki göstermeyenler yalnızca müziksel ve bedensel-kinestetik ölçümler ile içsel zekâ ölçümlerinden biriydi. Yani kuramın en bağımsız duran parçaları, duyusal-motor beceri ya da kişilik özelliği barındıran ve psikometristlerin çoğunun zaten "zekâ" yerine "yetenek" dediği alanlardı.
Eleştirinin ikinci ayağı ölçülebilirlikle ilgili: Bir modelin bilimsel olarak tartışılabilmesi için yanlışlanabilir ölçümler üretmesi gerekir. Çoklu zekâ kuramı kırk yılı aşkın sürede yaygın kabul görmüş, güvenilirliği ve geçerliği gösterilmiş bir ölçüm aracı üretmedi. Bugün psikometride birden çok yeteneği ciddiye alan ana model, zekâyı genel faktörün altında akıcı akıl yürütme, birikmiş bilgi, görsel işleme, işitsel işleme, işlem hızı ve kısa süreli çalışma belleği gibi geniş alanlara ayıran hiyerarşik yaklaşımdır. Yani "zekâ çok boyutludur" fikri reddedilmiyor; reddedilen, bu boyutların ortak bir genel faktör olmadan, birbirinden büyük ölçüde bağımsız çalıştığı iddiası.
Öğrenme stilleri miti ile karıştırılması
Çoklu zekâ kuramı Türkiye'de ve dünyada çoğu zaman öğrenme stilleriyle aynı şey sanılır. İkisi aynı şey değil ve bu karışıklık kurama haksız bir yük bindiriyor. Öğrenme stilleri iddiası, insanların görsel, işitsel ya da kinestetik diye ayrılabileceğini ve her birinin kendi stiline uygun anlatımla daha iyi öğrendiğini söyler. Buna eşleştirme hipotezi denir ve asıl sınanması gereken kısım burasıdır.
Bilişsel psikologların yaptığı kapsamlı derlemelerde, doğru tasarımlı çalışmaların bu hipotezi desteklemediği görüldü. Gerekli deney basit: Öğrencileri stillerine göre ayır, yarısına kendi stiline uygun, yarısına uygun olmayan anlatımla aynı konuyu öğret, sonra herkesi aynı sınava sok. Bu desenle yapılan çalışmalarda beklenen etkileşim genellikle çıkmıyor. Buna karşılık öğretmenler arasında inanç oranı hâlâ çok yüksek; sezgisel olarak çok makul göründüğü için kolay ölmeyen fikirlerden biri.
Gardner'ın kendisi de zekâ ile stili ayırmakta ısrar etti: Zekâ, bir içeriği işleme kapasitesidir; stil ise kişinin her işe aynı biçimde yaklaştığı varsayılan alışkanlıktır. Üstelik birinde güçlü olmak o kanaldan öğrenmeyi garanti etmez. Pratikte işe yaradığı gösterilen şey stile göre ayrıştırmak değil, aralıklı tekrar, kendi kendini sınama ve konuyu başkasına anlatma gibi yöntemler.
Peki kuramı ne için kullanabilirsin
Çoklu zekâyı bir ölçüm sistemi değil, bir bakış açısı genişletici olarak düşünmek daha doğru. Hangi alanda hızlı ilerlediğin, neye saatlerce sıkılmadan dayanabildiğin ve hangi işte çabanın karşılığını aldığın bilgisi, kariyer planında gerçekten işe yarar. Bu bilgiyi "baskın zekâm uzamsal" etiketine çevirmek yerine, somut davranışlara çevir: Son altı ayda en çok hangi işte zamanın nasıl geçtiğini fark etmedin?
İlgi alanlarını mesleklere bağlamak istiyorsan, ampirik desteği çoklu zekâdan daha güçlü bir çerçeve var: Holland'ın altı ilgi tipi. RIASEC modeli ile meslek seçimi yazısını okuyup meslek testini çözebilirsin. Kişilik tarafında ise yeteneği değil davranış eğilimlerini ölçen Büyük Beşli modeli ve kişilerarası zekâ başlığıyla akraba görünen duygusal zekâ tartışması işine yarar.
Zihinsel performansın sayısal tarafını merak ediyorsan, IQ testini klinik bir tanı değil, örüntü görme ve akıl yürütme hızına dair bir fikir olarak çöz. İki yöntem birbirinin rakibi değil: Biri tek bir sayının ne kadarını açıkladığını, diğeri o sayının kapsamadığı alanların varlığını hatırlatıyor.